Anın Kıymetini Bilmek
- Yıldırım Abdullah Dönmez
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
Anın Kıymetini Bilmek
Hayat akıyor, zaman geçiyor, geride bıraktığımız yıllar bir daha geri dönmüyor. Hep geleceği inşa etme düşüncesiyle yaşanan hayatlarda anın değeri kayboluyor. Oysa her yaşın ayrı bir güzelliği, her zamanın kendi özgü değerleri vardır.
İnsan, hayatının farklı dönemlerinde farklı arzulara kapılır. Yirmili yaşlarda gezmek, keşfetmek, maceradan maceraya koşmak isteriz; yetmişimize geldiğimizde evimizdeki konfor alanından uzaklaşmak istemeyiz. Her yaşın hevesi ve hatta damak tadı bile farklılaşıyor. Çocukken çok sevdiğimiz abur cuburlar yaş ilerledikçe cazibesini yitiriyor, hatta rahatsız edici olabiliyor. 5 yaşında bir çocuk kaygısızca hoplaya zıplaya oynarken 35 yaşında bunu yapmak o derece içimizden gelmez. Bu değişim sadece kendimiz için değil, sevdiklerimizle olan ilişkilerimiz için de geçerlidir. Anne-baba için çocuklarıyla kurdukları bağ her yaşta farklıdır. Bir yaşındaki bir bebekle geçirilen vakit, beş yaşında başka bir boyut kazanır, on beşinde bambaşka bir hâl alır, otuz beşinde ise apayrı bir ilişkiye dönüşür. İnsan yaş aldıkça kayıpları da oluyor. İşte bu yüzden, anın kıymetini bilmek gerekir. Çünkü farkına varmadan kaçırdığımız anlar bir daha geri gelmeyecek. Birlikte oyun oynamadığımız çocuğumuz, bir süre sonra zaten oyun çağını geride bırakacak. Şimdi heyecanla çıktığımız bir tatil yolculuğu için belki yıllar sonra aynı isteği duymayacağız.
Bazı insanlar birikim yapmayı hayat amacı haline getirir. Bu saplantılı davranışları nedeniyle ailelerine vakit ayırmaz, çocuklarıyla yeterince ilgilenmez, onların taleplerine karşı kayıtsız kalır. Birlikte geçirilen vakit, onlar için bir lüks, bir külfet olur. Ne bir piknikte çocuklarının kahkahasına eşlik eder ne de bir tatilin telaşına düşer. Bu yaklaşımları sorgulandığında çocuklarının geleceğini düşündüklerini söyler. Oysaki çocuğun tek ihtiyacı ebeveyninden kalacak maddi miras değildir. Çocuğun en büyük ihtiyacı sevgidir; çocuk oyun ister, merak eder, keşfetmek ister, her yaşında anne-babasıyla etkileşimini, muhabbetini arttıracak farklı istekleri vardır.
İnsanın duygusal gelişimi genellikle çocukluk yaşantılarına bağlıdır. Louise Glück “Dünyaya bir kez bakarız çocuklukta, geri kalanı hatıradır.” der. İçindeki ışığı söndürdüğümüz çocuğu kim iyileştirecek? Yetişkinler unutmaz ama affeder, çocuklar ise unutur ama affetmez. Çocukluğunda bağ kuramadığı, kalbini ısıtmadığı, sarılmadığı bir insanı yetişkinliğinde kim kazanabilir? Kazansa bile kaybolan yılları kim geri getirebilir?
Hayatını yalnızca miras bırakmaya adayan biri, aslında bugünü feda ediyordur. Oysa yarının belirsiz olduğu bir dünyada, anları kaçırmak en büyük kayıptır. Bu elbette, "Sadece anı yaşa, geleceği düşünme!" demek değildir. Hayırlı bir hayat sürmek için geniş bir bakış açısına sahip olmak gerekir. Fakat geçmiş ve gelecek kadar, şimdiki zaman da aklımızda ve kalbimizde yer bulmalıdır. Bu yazdıklarım bana Pinhani’nin “Yitirmeden” adlı şarkısını ve Gustave Flaubert’in bir sözünü hatırlattı:
Durup düşünmeye zamanın olur mu?Yitirmeden anlamaz insanSevdiklerin yolun sonundaSarıl her fırsatında o insanaArkasından ağlayan olmaGeri getirmez çok ağlasan da
Durur, durur belki baş ucundaAnnen baban kendi çapındaAbin bile 47 yaşındaÖmür, ömür sanki bir kara kutuymuşGün gelince herkesin açılmışAma sorarsan hep geç kalınmış
Güzel günlerimizin bittiğini sanmaBelki bir daha böylesi olmazAma her bi' gün güzel aslındaYakın durmanın zor olduğu ortadaUzak olmak her zaman en kolayAma en zoru yalnız olunca
”Geleceği düşünüp eziyet çekeriz, geçmişi düşünüp geride dururuz. İşte bu yüzden şimdiki zaman elimizden kaçar gider.”
Avustralyalı hemşire Bronnie Ware, ölüm döşeğindeki hastalarına "Hayata dair en büyük pişmanlığınız nedir?" diye sormuş ve aldığı cevapları "Ölmeden Önce En Çok Pişman Olduğumuz 5 Şey" adlı kitabında toplamış. İşte o pişmanlıklar:
1. Keşke kendi doğrularımı yaşama cesareti gösterseydim.
Edward Estlin Cummings’in dediği gibi: "Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez."
2. Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.
Muhtemelen burada hayata anlam ve değer katmayan çalışmalardan bahsediliyor. Bazen durup soluklanmak, sevdiklerine vakit ayırmak işten daha değerlidir.
3. Keşke dostluklarımı devam ettirseydim.
Dostluklar muhabbeti, paylaşmayı arttırır; yürekleri ısıtır. Mutlu ve uzun yaşamın sırrı ile ilgili yapılan bilimsel araştırmalarda dostlukları sürdürmenin, iyi insan ilişkilerinin önemi hep vurgulanır.
4. Keşke duygularımı ifade etme cesaretim olsaydı.
İnsan duygularını içine attığında yüreğinde bir ağırlık taşır ve yorulup yıpranır.
5. Keşke daha fazla mutlu olsaydım.
Mutluluk hakkında geniş zamanlar için çeşitli açıklamalar yapılabilir. Ancak yaşanılan anı daha mutlu kılmanın yolu o anın güzelliklerini görmekle mümkündür.
Kur’ân-ı Kerim’de de zamanın kıymeti ile ilgili çok güzel ayetler vardır:
Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, “Ey Rabbim! Beni geri gönder ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” der. Hayır! Onun söylediği bu söz, boş laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar süren bir engel vardır. (Mü’minûn, 99-100)
Onlar orada, “Ey Rabbimiz! Bizi çıkar. Daha önce yaptıklarımızın aksine iyi işler yapalım” diye feryat ederler. Kendilerine, “Size, düş
ünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? Şimdi tadın azabı! Zâlimlerin yardımcısı yoktur” denir. (Fatır, 37)
Yıldırım Abdullah Dönmez



Yorumlar