Hayatın Amacı ve Anlamı
- Yıldırım Abdullah Dönmez
- 7 gün önce
- 4 dakikada okunur
Hayat amacı yaşam boyu sürecek bir ideal ya da vakti geldiğinde gerçekleşmesi arzulanan bir hedeftir; insanın hayatına anlam, mutluluk ve tatmin katar.
İnsan yorulduğunda, yılgınlığa kapıldığında kendisini ayakta tutacak bir hayat amacına ihtiyaç duyar. Bu amaç sadece şahsi çıkarları üzerine olduğu zaman pek dayanıklı olmaz ama insanın kendini aşan, dünyaya iyilik katan bir gayesi varsa işte o zaman hayatın ağırlıkları bir nebze hafifler. Çünkü insanın kalbini besleyen, yaşama sevinci ve şevkini arttıran şey kişisel menfaatlerini aşan iyilikler üretmektir. Hayat amacı insanın gözüne aydınlık verir ve
gerçekleşmese bile insanın ayakta kalmasına yardım eder. Nitekim bir Fransız atasözü der ki “Yıldızlara dokunamazsınız ama karanlık gecelerde onlar size yol gösterir.”
Japonların uzun ve mutlu yaşam sırrı olarak gösterilen “Ikigai” kavramı da hayat amacının önemine işaret eder. Onlara göre insanın her sabah yataktan kalkmak için bir sebebi, bir ikigaisi olmalı ve insan sağlığı elverdiği sürece bir amaç edinip onun için çalışmalıdır.
İnşirah suresinin 7. ayetinde de şöyle buyrulmaktadır:
“Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.”
Victor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı adlı eserinde hayat amacının insanı nasıl hayatta tuttuğunu bizzat yaşadıklarıyla anlatır. Nazilerin ölüm kamplarında geçen yıllarında, ailesinin neredeyse tamamını kaybetmiş, akıl almaz acılara tanık olmuştur. Ancak onu hayatta tutan, çektiği acılara yüklediği anlam, içinde büyüttüğü umut ve dışarı çıkınca yapacaklarına dair hayalleri olmuştur. Frankl şöyle der: "Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak, acıda bir anlam bulmaktır."
Her insan hayatına anlam katacak, gözlerinin ışığını diri tutacak bir hayat amacının ne olabileceğini düşünmelidir. Hayırlı bir hayat yaşamayı amaç edinen bir doktor için insanların derdine deva olmak, bir öğretmen için çocukları bilgilendirmek, onlara rehber ve rol model olmak hayat amacı olabilir. Aksi halde insan sadece anlık hazlarını karşılayan, aklını ve kalbini beslemeyen nefsani isteklerine ömrünü adayabilir. Zamanı kalmayınca da kendine şu soruyu sormadan edemez: Ben hayatımı bunun için mi harcadım?
Ne yazık ki meslek seçiminde çoğu insan yalnızca maddi getiriyi ölçüt alır. Oysa insan, faydalı olduğunu hissettiğinde gerçek tatmini yaşar ve şevkle çalışmaya devam eder. Uğruna mücadele etmeye değecek bir amaç, yalnızca konforunu artırmaktan daha büyük bir anlam taşır. Hayatın anahtar kelimesi dengedir elbette, dinlenmek de bir ihtiyaçtır ama rahatlık tek gaye olmamalıdır. Ali Şeriati’nin de dediği gibi: "Konfor, ruhun bataklığıdır."
Düşünüyorum da meslek hayatımın en güzel zamanları en rahat olduğum değil, öğrencilerim için en çok koşturduğum, emek verdiğim zamanlardı. Çünkü öğrencilerim buna değerdi ve o zamanlar bana “boşuna yaşamadım” duygusu verdi.
Geçtiğimiz günlerde bir öğrencim okumanın gereksiz olduğunu, başka türlü de çok para kazanmanın mümkün olduğunu söyledi ve ben ona dedim ki:
“Okumak, sadece para kazanmak için değildir. İnsan okudukça fikir ve hayal dünyasını geliştirir, kelime dağarcığını zenginleştirir, kendini daha güzel ifade eder ve en önemlisi dünyaya bir iyilik katmaya daha çok yaklaşır. Yani herhangi bir şekilde para kazanmak hayatın amacı olmamalıdır. Yaptığın iş hayatına anlam da katmalıdır. Benim ağabeyim 1994 yılında, ilkokul birinci sınıftayken başına şöyle bir olay geliyor: Okullarında engelli bir çocuk var, koltuk değnekleriyle yürüyor. Ağabeyimin sınıfından bazı çocuklar bu engelli çocukla alay ediyor. Sonra çocuk koltuk değneklerini aldığı gibi bir hışımla bu çocukların üzerine doğru hareket ediyor. Ağabeyim kendisi alay etmediği için kaçmıyor, diğer çocuklar kaçıyor. Sonra bu çocuk ağabeyimi yakalıyor ve çok kötü bir şekilde dövüyor. Başlangıçta doktorlar mühim bir şey olmadığını söylüyor, hatta bir tanesi “Numara yapıyor.” diyor. Sonrasında gitgide ağabeyimin durumu ağırlaşıyor. O sıralar Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde yaşıyoruz. Annem ve babam ağabeyimi önce Elbistan’a götürüyorlar, orada da bir çözüm bulunamayınca Malatya’ya sevk ediliyor. Orada ameliyat geçiriyor, 24 gün hastanede yatıyor. Yine durumu kötüye gidiyor. Sonra Ankara’ya sevk ediliyor. Orada da önce anlaşılmıyor ne olduğu. Sonra bir doktor çıkıyor ve fark ediyor ki o dönemde çok sayıda çocuk ölümüne neden olan sinsi bir mikrobu kapmış ağabeyim. O doktorun dikkati ağabeyimin belki hayatını kurtarıyor. Babam olaydan 30 yıl sonra bu hadiseyi hâlâ gözü yaşlı anlatıyor, doktoru ismiyle hatırlıyor, “Allah razı olsun.” diyerek anıyor.
İnsan sabah uyandığında uğruna koşturmaya değecek bir amacı olmalıdır. Şu bilimsel çalışmalar ve vaka da bu düşünceyi destekler niteliktedir:
Journal of Personality and Social Psychology’de paylaşılan bir araştırmaya göre 21.736 kişiye bir günlerini nasıl geçirdikleri ile ilgili sorular yöneltildi, katılımcılar hangi etkinliğe ne kadar süre ayırdıklarını ve aynı zamanda kendilerini nasıl hissettiklerini detaylıca açıkladı. Araştırmacılar, boş zaman arttıkça refahın da arttığını, ancak günde yaklaşık iki saatlik boşluktan sonra bunun dengelendiğini ve beş saatten sonra refahın azalmaya başladığını buldular.
Dr. Donald Hebb’in deneyinde ise insanlara günlük işlerinde kazanabileceklerinin iki katı para teklif edilerek hiçbir şey yapmadan durmaları isteniyor. Dr. Hebb bu çalışmayı 6 hafta sürdürmek istese de katılımcıların neredeyse hiçbiri dayanamıyor, hatta birçoğu 8 saatin sonuna çalışmayı terk ediyor. Bu deney sadece maddi kazancın ya da hiçbir şey yapmadan durmanın mutluluk getirmediğini gösteriyor.
Henry Ford’un oğlu Edsel Ford intihar mektubunda babasına şöyle seslenmiştir:
“Baba, hayal edip de ulaşamadığım hiçbir şey olmadı. Tüm zevkleri tattım, ne varsa önceden hazırlamışsın, hiçbirinde benim emeğim yok. Mutsuzluktan mahvoldum. Gidiyorum!”
Yazdıklarımın yoksulluğu ya da aşırı çalışmayı yüceltmek olarak algılanmasını asla istemem. Elbette her insan kendine, ailesine ayıracak zamana ve başkasına muhtaç olmadan yaşayacak maddi yeterliliğe sahip olmalı. Ancak tek amaç kişisel konfor alanını genişletip boş zamanı arttırmak olmamalı. Hayat uğruna emek vermeye değecek bir amaç ile daha anlamlı. Yazımı Friedrich Nietzsche’nin şu sözü ile bitirmek istiyorum:
“Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıla katlanabilir.”
Yıldırım Abdullah Dönmez



Yorumlar